Evet, başlıktan da anlaşıldığı üzere ben okumuş ve hatta yalayıp yutmuş biriyim. Bunu farkettiğinizin de farkındayım. Ne düşündüğünüzü de biliyorum (ayrıca ukala da sizsiniz :)

Genelde yazılarıma hep sorularla başlarım çünkü soru, yazıyı yazmamın açıkça bir sebebi olduğunu göstermemde bana çok yardımcı oluyor. Şimdi gelelim sorumuza:

Başlıktaki cümlede ne anlatmak istiyorum?

Önceki yazımda belirttiğim gibi toplumda sinir olduğum kişisel tutumlar var ve bu tutumları çoğu zaman insanlar farkında olmadan yapıyor. Bazen insanlar sırf genelden farklı olmak veya olduğunu göstermek için özel şeyler yapıyor, bazen de tam tersini. Yani özel bir şeyler yapması gerekirken sırf genele uymak adına yanlışı seçiyor. Mesela bilişim dünyasında en çok karşılaştığımız linux’culuk oynama muhabbeti. Neredeyse herkes windoz kullanıyor ama inanın linux’u savunanların sayısı kullanların sayısından kat be kat fazla. Hatta ben bile hiç linux kullan(a)mamama rağmen linux dinine mensup bir insan gibi az linux misyonerliği yapmadım (daha detaylı dinler için bakınız). Peki neden böyle şeyler yapıyoruz, nedenini hiç düşündünüz mü? Linux örneği için cevap “farklı olmak” olabilir. Bu tür davranışlar(ımız) genelde iki türlü oluyor:

1) Genelden farklı olmak veya olduğunu göstermek için özel şeyler yapma.

“İnsanlar neden böyle saçma şeyler yapıyor anlamıyorum” gibisinden konuşaraktan bana bir kere daha ukala demenizi istemiyorum. Çünkü bunu ben dahil çoğu insan yapıyor. Ben yapıyorum, sen yapıyorsun, biz yapıyoruz… Çünkü farklı olmak istiyoruz. Biri “ya benim windoz’a SP2 kurdum, güvenlik duvarı bile var” diye sizden bir adım önce olduğunu size hissettirmeye çalışırken, siz “başlarım windoz’una bill gates’in değil mi n’olcak, linux diye bişey var diyerekten sol elinizi yumruk yapıp sağ elinizin içiyle o yumruğun baş ve işaret parmağı kısmına şıllap diye koyma hareketini ellerinizi kullanmadan yapmış oluyorsunuz.

Bunu yapmayın! Bakın tekrar söylüyorum bunu yapmayın! Mesele linux veya windoz meselesi değil. Onca insan hâlen kullanıyorsa bir sebebi vardır. Tamam, iyi değil, sağlam değil, pazarlama stratejileri sonucu bu kadar yaygınlaşmış ve bu sebeple tüm programlar ona uyumlu yazılmış olabilir. Ama siz bunları düşünerek o şıllap hareketini yapmıyorsunuz ki.

Yaklaşık 6 ay önce iyice araştırıp hatta sadece araştırmayla kalmayıp bilimum çeşidini mıncıkladıktan sonra karar kılarak aldığım Canon IXUS 75′im den o kadar memnun kaldım ki bir anda kendimi ve kullanan arkadaşlarımı bu cihazı şiddetle tavsiye ederken buldum. Teknoloji manyağı olup herşeyin son çıkanından alan kardeşim Akif bile IXUS 75′ten öteye gidemedi, gitme gereği duymadı. Derken bir arkadaşın ille de Fuji makinelerin daha iyi olduğunu hatta 3x optik zoom’unun dahi daha iyi ve daha yakın gösterdiğini söyleyerek bu sebeple Fuji alacağını duyduğum zaman işte o arkadaşın süreksizliğinden dolayı türevi ve limiti alınamayan noktada olanlardan biri olduğunu farkettim (ulen ne uzun cümle oldu ya). Zaten şansını daha önce de Samsung’la denemiş ama başarılı olamamıştı. Ya ne gereği var çıkıntılık yapmanın ha! Ne güzel koordinat sisteminde birbirimize yakın ve kolkola dolaşan noktalar olarak sürekli bir durum sergiliyorduk, ne gereği vardı şimdi aniden bir çıkış yapıp bu sürekliliği bozmanın!

2) Özel bir şeyler yapması gerekirken genele uyma.

Bu zümreye mensup olanların ise korktuğu bazı şeyler vardır. Bunların birincisi herkesin aldığı ürünü alarak ürünün olabilecek eksik bir özelliğinin, herkesin ürününde olmasını garantilemektir. Böylece “ulen salak biz keriz miydik de gidip şunu aldık” söylemlerinden kurtulmuş olacaktır kendisi. Aynı zamanda kişinin arkadaşları “benimkinde bu, şu, o, bi de bunlar, şunlar, onlar var yaaa” dediğinde kişiye “e benimkinde de var deme” hakkı doğmakta olduğundan dolayı kimse ona “bu, şu, o” muhabbeti yapmaz. Diğer bir sebep de psikolojide konfor çemberi denen olaydan kurtulamamaktır. Yani sıradışı şeyler yapmaktan çekinmektir.

Bu örnek olay çalıştığım üniversitede gerçekleşmiştir. Binadaki akademik personelin nerdeyse yarısı 1999 model honda civic kullanmaktadır(biraz abarttım mı ne!). Bundan yola çıkarak diğer personel de alacağı araba seçenekleri arasından sadece bunu seçmekte hatta ve hatta diğerlerini seçenek olarak dahi görememektedir. Zira kişinin ihtiyacı olan 5 kişilik ve bol bagaj hacimli bir aile otomobil akıldan bile geçmemektedir (yine de bazı hocalarım kimseye bakmadan gidip station focus almıştır). Onun yerine yanlış değilsem 2006 modelinde dahi kumandayla kapıları kapatıldığında herhangi bir far veya sinyal lambası yanmadığı için insanın aklında “kapandı mı kapanmadı mı, yoksa kapanmıştı da ben yeniden açtım mı” gibisinden sorular bırakan bir otomobil almayı tercih eder ve her arabadan indiklerinde 20 adım yürüyüp tekrar geri dönmek zorunda kalırlar(ulen bu da çok uzun uldu ya).  Tamam belki gözlemlerimde yanılmış olabilirim, belki de o araba gerçekten fiyatına göre piyasadaki en iyi arabadır ama eğer benim dediğim olay doğruysa (doğru olmaması ihtimali de kuvvetle muhtemeldir) bu olay, anlatmak istediğim durum için mükemmel bir örnek oluşturur.
Sonraki yazılarımda tekrar toplum psikolojisiyle ilgili şeyler yazarak “Adam ol!” çağrısında bulunmaya devam etmeyi düşünüyorum. Yerse tabii…

Bu yazı toplamda 505, bugün ise 0 kez görüntülenmiş