Şener Şen’in “Süt Kardeşler” filminde Şaban tiplemesine söylediği o ünlü vecize:

“Babanı da sevmezdim zaten”

Çoğumuzu gülmekten kıran bir filmdeki bu vecizenin aslında ne kadar önemli ve ciddi olduğunu gün geçtikte daha iyi anlıyorum. Çünkü bu düşünce sayesinde insanlar ölüyor!

Bu sonuca nerden vardığımı çok merak ettiğinizi biliyorum. Sadece okumaya devam edin…

Daha önce hiç müdürün oğlundan nefret ettiniz mi? Peki ya sizi haksız yere fizik dersinden bırakan hocanın oğlundan. Ben ettim. İlkokuldayken ne büyük şanstır ki 5 yıl boyunca örtmenim’in oğluyla aynı sınıfı paylaştım. Babalık içgüdüsünden olsa gerek çocuk sürekli korunma altında gibiydi. Oysa ben defalarca masumken çok fena dayak yedim. Hani filmlerde olur ya bir suçu birinin üstüne atarlar ve o biri ne derse desin umursanmayacağını bildiği için sadece susar ve bir kaç saat veya gün sonrasını hayal eder. İşte ondan. Kendimi o kadar değersiz ve ikinci, üçüncü hatta n. plana itilmiş olarak hissediyordum ki olan biten herşeyi kabul etmek zorunda kalıyordum. Hiçbir zaman “örtmenim ben” diyerekten bir elinin işaret parmağı havada olup tahtadaki “Ali topu tut” cümlesini okuyabileceğini belirten sınıfın yarısının içinde olmadım. Çünkü ne yaparsam yapayım farkedilmeyecektim. Daha ilkokula başlamadan abim sayesinde öğrendiklerimle gazete okuyabiliyorken bile 1. sınıf dahil olmak üzere tüm 5 yıl boyunca derslerim hep “geçer” oldu. Resim hariç, çünkü resmi gösteren resmin kendisiydi, ben değildim. Sonuçta “Ali topu tut” diyebilen arkadaşlarımın hiçbirine yetişemedim. Özellikle o çocuğa.

3. sınıfa geldiğimde örtmenimiz sınıfa elinde birkaç kitapla girdi ve soracağı soruyu bilenlere bu kitapları vereceğini söyledi. Teker teker herkese “onaltının yarısı kaçtır” diye sorduğunda 5 cevabını veren 3 kişiden biri yine o çocuktu. Sıra bana gelene kadar o çocuğun daha cevap açıklanmadan içinde olduğu sevinç, gerçek cevabı bulmamda bana yardım etti ve “örtmenim onaltı sayısının mı yoksa on tane altının mı?” diye verdiğim cevap örtmenimim bağırmasıyla ağzından çıkan tükürükler sayesinde kesildi. “Sekiz” dedim. İlginçtir ki sınıfın hepsi beni duymuş olmasına rağmen benden sonra kimse 5 deme cesaretinde bulunamadı. Uzun zaman boyunca çocuğun babasından tüyo aldığına inansam da çocuktan hiç nefret etmedim. Belki kıskandım ama asla nefret etmedim. Çünkü çocuğun seçme şansı yoktu.

Koskoca hikâkeyi bilinçaltıma yerleşen olaylarla yüzleşmek ya da kendimi “hakkını yemişler valla” demeniz için anlatmadım. Tüm olanlardan sonra aradan yıllar geçse de yaşadığım küçük ilçede o örtmeni her gördüğümde yolumu değiştirdim. Oysa o çocuk bana karşı hiçbir kötü davranışta bulunmamış hatta bazen yardımcı olmaya bile çalışmıştı. Çocuğun babası tarafından sürekli koruma altında olması sınıfın yarısından fazlasının bir yandan çocuğa yapay ilgi ve arkadaşlık gösterirken diğer yandan “örtmenin oğlu ya ondan” demesine sebep olmuştu hep. Anladığım kadarıyla çocukluktan gelen bu insancıl(!) davranışlar büyüyünce de devam ediyor. Biliyorum herkes benimle aynı sınıfta değildi, herkes benimle aynı ilkokulda aynı örtmenin öğrencisi olmadı ama görüyorum ki herkesin kendisine aynı sonucu çıkarmak için yaşadığı şeyler olmuş. Olmadı demeyin, olmuş ki şimdi hâlâ insanlar babalarının ya da atalarının yaptıklarından dolayı suçlanıyor. Mesele aslında Şener Şen’in süt oğlanı sevmemesi değil, babasını sevmemesiymiş.

Aynı şeyi gününümüzde tabiri caizse eşşek kadar olmuş adamlar yapmakta. Ne zaman birileri araplardan bahsetse “zamanında bize ihanet etmediler mi” diyoruz. Hatta işi o kadar ileri götürmüşüz ki artık kan bağı bile az geliyor ve bir insanın suçlanması için onun ırkı, dili ve hatta dini bile yetiyor. Ne zaman bir haberde onları görsek “Kürt işte nolcak”, “Allah’ın doğulusu işte, takoz yani”, “Bunların alayını asmak lazım”, “Şeriatçı bunlar bi bez parçası için bizi bölecekler” gibisinden söyleniyoruz. İnanın bu yaptığımızı çorumlular bile yapmaz. Şunu iyice düşünmek gerekiyor:

“Hiç kimse kendi seçimi olmayan bir durumdan dolayı suçlanamaz”

Bu cümleye herkes katılabilir bundan eminim, ama bu cümleye katılmanın gereklerini herkesin yaptığını sanmıyorum. Ne zaman ortada bir suçlu olsa hemen o suçlunun bir özelliğini alıp o özelliği taşıyan herkesi suçluyoruz. Ama gözden kaçırdığımız birşey var, acaba o suçlu taşıdığı özelliklere sahip olan tüm insanları temsil ediyor mu?

Acaba vatansever olduğunu ilan eden bir parti tüm vatanseverleri temsil ediyor olabilir mi? Dindar olduğu düşünülen bir parti evinde namaz kılan herkesin adına mı karar vermiş oluyor? Cevabınızın “tabii ki hayır” olduğundan hiç şüphem yok. O halde neden ortada “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” söylemleri dolaşıyor. Amrika’da zencilere ikinci sınıf muamelesi yapılırken “ya onlar da insan, sanki kendisi mi doğarken siyah olmayı seçti” diyebilen bir insan nasıl oluyor da “en iyi kürt, ölü olandır” diyebiliyor. Anlamıyor musunuz, bu bir oyun! İnsanların “zaten babanı da sevmezdim” eğiliminden faydalanılarak kurulmuş bir film seti.

Yıllar önce ermeniler buradan sürüldüğünde “bari komşusunun kızı kurtulsun” diye düşünerek sürülenlerin kızını gelin kabul eden Türk’ler var. Suçlunun hangi taraf olduğu veya göründüğü hiç önemli değil, sonuç kimin hesabına geldiyse işte sorun da o’dur. Yıllarca yanyana yaşayan bir toplum çift taraflı olarak nasıl bu kadar düşman hale geldiyse aynı oyun şimdi tekrar oynanmakta. Oyun çok basit:

Büyük patron ermenilere “bu türkler sizi birer birer kesecekler” denir ve Türk askeri görünümlü birkaç kişi bir köyü basar. Bu olaylar sonucunda büyük patrona daha çok inanıp bağlanan ermeniler de karşılık verir. Türk’lere ise “bu ermeniler ayaklanıp sizi içten çökertecek” denilmiştir zaten. Sonuçta büyük patron kârlı çıkar. Bir zamanlar aynı yola baş koymuş insanlar yıllar sonra birbirilerinin kanını içseler doymaz hale gelirler.

Aynı senaryo günümüzde de tekrarlanıyor. Büyük patron Türklere “bu kürtler sürekli toplanıp derin planlar yapıyor, yaparken sadece kürtçe konuştukları için kimse anlamıyor” der. Kürtlere ise “sizi asimile edecekler, yakında kürtçe yasaklanacak” denmiştir. Devamını anlatmama gerek yok sanırım. Sonuçta büyük patron bir ülkeyi ikiye böler, her ikisine sürekli silah satarak köşeyi döner, ayrıca her iki ülke de büyük patronu müttefik sanar.

Derler ki: “en çabuk kabaran duygular milli duygulardır”. Siz siz olun, biri sizi kabarttığında kabarmadan önce sonucunun kimin işine yarayacağını bir düşünün.

Herkesin Türkiye’li olduğu bir yerde birileri ille de “sen Türk müsün?” veya “Sen Kürt müsün?” diye sorduğunda siz daha cevap vermeden kendinizi bir zümreye dahil etmiş olursunuz. Biliyorum çoğunuz merak ediyorsunuzdur. Evet, ben de etnik köken olarak bir Kürt olsam da, aslında bir Türküm, Türkiye’liyim.

Gelecek sefere birinin babasından nefret ettiğinizde dikkatli olun, savaş çıkabilir.

Bu yazı toplamda 765, bugün ise 2 kez görüntülenmiş