Günlük poker
Kişisel tatmin Aralık 16th, 2007Eminim ki başlıklarımın çok saçma olduğunu düşünüyorsunuzdur. Hatta bunların saçma olduğunu bilmekten öte benim de bunların saçma olduğunu bildiğimin farkındasınız. Ve hatta bazılarınız bunun farkında olduğumun da farkında.
Peki bu nereye kadar gider sizce? Başlıkların saçmalığını değil, karşınızdakinin bildiğini bilmenin nereye kadar gideceğini soruyorum. Cevap olarak bazı durumlarda karşılıklı iki kişi için zeki olanın zekâsının vardığı yere kadar diyebiliriz. Bu süreç poker oyunu oynamak gibidir. Zaten bu yüzden tüm filmlerde en iyi oyuncuların dahi iyi bir oyuncu olmayan ama zeki olan yeni yetme başrol oyuncuları tarafından yenildiğinin görüyoruz ya. Sonuç olarak bir çok insan gerçekte hiç poker oynamamış olsa da bu oyunda kazananmanın yolunun iyi bir el değil de daha üstün zekada ya da daha iyi bir rol kesmede yattığını biliyor. Ve bir çok insan farkında olmadan günlük hayatında hemen hergün poker oynuyor. İyi veya kötü, birleri daima başkalarının düşüncelerini okumaya, hareketlerine anlam vermeye çalışıyor. Bu davranışın da bir çok şekli mevcut.
1) Kötüye yorma: Bence bu konu için en kötü olan davranış şeklidir. Bir gün dalgınsınızdır. Kafanızda 40 tilki ebe oynuyorken siz sadece reflekslerinizle hareket edersiniz. Bazen anahtarınızı unutur, cep telefonunu duymaz, gözlükleriniz gözünüzdeyken gözlüklerinizi arar hatta bazen arabanın kumandasıyla evin kapısını kilitlemeye bile çalışırsınız (ben denedim, üstelik anahtarı kapıya sokmaya çalışmakla değil, anahtarlıktaki uzaktan kilit tuşuna basarak denedim). Dedim ya dalgınsınızdır, çünkü yazdığınız programın esnekliğini azami düzeye getirebilmek için veritabanında ne tür değişiklikler yapacağınızı düşünüyorsunuzdur, çünkü sürekli yama yapmak yerine acaba yeni bir sürüm mü çıkarsanız diye seçim yapmaya çalışıyorsunuzdur. Aradan günler geçer ve birinden duyarsınız ki X şahsı artık sizi takmıyormuş. Neden mi? Geçenlerde onu görünce kafamı önüme eğip görmemezlikten gelmişim. İşte olay budur. Mesele duyulur duyulmaz hemen ortamdan kopulur, o inanın sürekli bulunduğu bir yere gidilir ve ona bir selam verilir. Tabi kopulan ortama geri dönüldüğünde kendiniz hakkında söylenenleri kaldıramadığınız için ortamdan hemen uzaklaşmış olduğunuz düşünüldüğünden bu mesele bataklıkta çırpınmaya benzer, çırpındıkça batılır.
Karşınızdaki kendisinin iyi bir poker oyuncusu olduğunu düşündüğünden hemen düşüncelerinizi okur ve kararını verir. Siz de ister istemez kendinizi oyunun ortasında bulup kent’inizi ortaya koyarsınız, sonra diğer bir oyuncu floş gösterip ikinizi birden depikler. Bu böylece devam eder, ta ki siz bir floş royal yakalayana kadar.
2) Millet ne der: Bu çeşit poker oynayan arkadaşlar da hayatlarını kendileri için değil de millet için yaşayanlardır. Etrafındakiler kendisinin aklını okumaya çalıştıklarında iyi şeyler düşünsün diye uğraşırlar. En basit örneği öğrenci dostu hocalardır. Sırf öğrenciler arkasından “baba” desin diye çabalayıp her türlü babalığı ve dayılığı yaparlar. Tabi bu olay da öğrenciler köprüyü geçene kadardır.
3) Aman kırılmasın: Poker oynamak hep kötü olacak değil ya, iyi yönde kullananlar da vardır. En çok sevdiğim insanlardır bu çeşidi oynayanlar. Ama ben bunlardan da şikayetçiyimdir. Zira işin b.kunu çıkarır bazıları. Karısı gecenin bir yarısı sancılanırken kapı komşusu “gece gece zıçtı uykumun içine” demesin diye taksi çağırmayı yeğlerler. Üstelik o kadar samimiyete rağmen. Sonra da “ya seni rahatsız etmiyeyim dedim” derler, ama bilmezler asıl bu hareketlerinin karşılarındakini ne kadar rahatsız ettiğini, hatta samimiyetlerini sorgulamaya başlayacağını. Daha iyi poker oynayanlar bunu da düşünüp “şimdi ona söylemese, ‘ayıp değil mi bunca yıldır arkadaşız ne rahatsızlığı’ der” diye söylenir ve kormadan kapıyı çalar.
Bu oyun, yani karşınızdakinin düşündüklerini veya düşüneceklerini düşünme oyunu böylece sürüp gider. Özetle, para ve imanın kimde olduğu belli olmaz derler ama kimin ne düşündüğünü de bilemezsiniz. Sırf bu yüzden sözlü psikoloji testlerine ve anketlerine hiç güvenmemişimdir. En çok da hani şu “aşağıdaki şekilleri veya kelimeleri görünce aklınıza gelen ilk şeyi yazın” tarzı ahmaklıklara tahammülüm olmaz. Zira testi yapan kişi daima test sonuçları iyi çıksın, daha zeki olsun, daha kişilikli görünsün diye aklından geçen ilk şeyi değil en mantıklı şeyi cevap olarak verir. Şimdi diyeceksiniz ki belki testin amacı da odur. Yani bireyin gerçekten mantıklı olanı mı yoksa aklına ilk gelenleri mi söyleyeceğini bulmaktır. Peki ya birey de daha iyi bir oyuncu olarak bunu da düşünürse?
Şimdi ben bunca yazıyı yazıyorum ya, acaba ben benim için iyi şeyler düşünesiniz diye mi yazıyorum bunları, yoksa siteye hit almak için mi. Yok yok, ben bu cümleyi de yazdığıma göre sırf benim için iyi şeyler düşünesiniz diye yazmamışımdır, okuyanlar adam olsun diye yazmışımdır. Zaten öyle olsaydı bunları yazarak bunu düşünemeyeceklere yol göstermiş olmazdım. Belki de bunu düşüneceğinizi düşünerek itiraf yoluyla hakkımdaki yanlış düşünceleri elemek istemişimdir.
Bu kadar poker yeter, biraz da uyuyalım…
Bu yazı toplamda 189, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.
